İŞE YARAMAZIN EN İŞE YARAMAZI
Untitled document
Üç - dört yıldır haberleri dinlemekten sıkılıyorum. Sürekli atışma, taşlama ve işe yaramaz ne varsa medyada. Hiç bir iyi işe yaramaz gündem oluşturmakla meşguller. Hepsi birbirinin modasını takip edip, birbiriyle uyutma yarışı içindeler.Asli görevleri olan bağımsız, tarafsız habercilik ilkesiyle gündemi yansıtmak olan şerefli görevlerini unutup, gündem oluşturmak ve taraflı yayın ve yazılarıyla işe yaramazlığın en dibindeler.
Kendi siyaseti, kendi medyası, kendi tröstleri, kendi adamları olan oluşumların istedikleri, hepimizin kendilerine ait olmamız sanırım. Ama biz öz benliğimizi unutacak kadar zekamız kıtlaşıp, uykuya dalacak kadar aklımız gafilleşmedi ki... Sorunumuzun büyüklüğünden kimimizin haberi var, kimimiz kulaklarımız tıkalı yaşıyoruz iç dünyamızda. Kabullenemediklerimiz karşısında dışarı açılan penceremizi çevirip kendi iç dünyamızın karanlıklarına dönüyoruz. O kadar saf ve güzel milletiz ki, aynen çocuk gibiyiz. Sadece biraz aydınlanmaya ihtiyacımız var. Aydınlanmak için de bugünlerde kime sarılacağımız, kimi dinleyeceğimizi de şaşırmış durumdayız. Aydın dediklerimiz sanırım bugüne kadar işlerini iyi yapmamışlar. Görevini iyi yapan aydınlarımız da bir şekilde cinayetlere kurban edilmiş durumda.
Bugüne kadar yükseklerde uçan, kendi halkının içinde olamayan, milletini anlayamayan bir aydın zümresiyle bugünlere kadar geldik ve kafamız allak bullak. Her aydınımız Atatürkçüyüm der ama onun tekniklerinden, onun özelliklerinden çok fazla birşey alamamış, onu anlayamamış olmanın karanlığında kalmış aydınlar olarak nitelendirilmelidir. Kendi toplumunu tanıyamayan sadece aydınlarımız da değil. Siyasetçilerimiz de aynı durumdalar.
Avrupa Birliğinin kes yapıştır yasalarıyla çok uyumlu gidiyoruz. Sınıfsal toplumlu, azınlığın çoğunluğu yönettiği, emperyalist avrupanın kanunları bizi geliştirmeye mi yoksa geriye mi götürür tartışılır. Yalnız şunu iyi biliyorum ki; avrupada olmayan birçok şey bizde var. Bunları sayacak olursak, terör, yoksulluk, tüketim toplumu olmamız, öğretmensiz okullar, eğitimin allak bullak çalkantılı sistemi, öss ve öys, susuz ve elektriksiz köyler ve sayabileceğimiz birçok fazlamız var avrupadan. Şimdi gelelim konunun özüne; bu kadar birbirinden farklı iki toplumu aynı kanunlarla yönetmek akıl erecek bir iş değildir. Ancak, ekonomi, eğitim, üretim, teknoloji, (Hava, Deniz, Tren yolu) ulaşım, terör gibi konuları halledecek kanunlar lazım ülkemize. Öyle kanunları oradan kopyalayıp anayasaya yapıştırarak olmaz. Zaten 1961 anayasasından beri ülkemizde sıkıntının ardı arkası kesilmiyor. Bu anayasayla beraber işçi sınıfından başlayarak ayrışmaya, siyasetin bürokrasiye karışmasını takip eden birçok olumsuz olaylar ortaya çıkarken bunu 1980 Anayasası aynı faktörlerin üstüne olumsuzluklar ekeleyerek takip etti.
Bürokrasi kanunlarla değil siyasetle yönetilir oldu. Hiç bir ülkede siyasetin devlet kanunlarından üstün olduğu görülmemiştir. İzlenen yol, meşru ve akla uygun bir yol değildir. Olumsuzlukların bir yönü de belediye kanunlarıyla geldi.İmar izinleri belediyelere verildi ve siyasilere rant yolları açıldı. İhale kanunlarıyla fesat yolları kullanılabilir hale geldi. Konuyu derinleştirecek olursak ve sayfalarca yazsak da bitmez bu saydıklarım. Genelleme olarak saydıklarımız zaten bizleri dibe çeken sorunlar. Kendi çözümümüzü bulamayacak kadar basiretsizleşmiş olmamız, inanın sadece Türk Milletinin iyi niyeti ve tevazusundan kaynaklanmıştır. Millet bağrından yetiştirdiği lider olacak evlatlarını teröre veya cinayetlere kurban vermiş ya da yetiştirdim zannedip başa getirmiştir.
Tarih sayfalarına bakarak durum oldukça basit bir şekilde çözümlenebilir aslında. Senaryo aynı senaryo ve insanlar yine aynı insanlar. Medya bile aynı davranıyor mütareke yıllarındaymışız gibi. İşte bunu iyi tahlil ediniz aziz milletim. Dini, dili, bayrağı, soyu bir millet olarak, ayrışmanın eşiğinde yaşıyoruz. Olduğumuz yerin kaybolduğumuz yer olmamasını temenni ediyorum.