Bir Yaprak Düşerken...
Untitled document
"O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez"
Yapraklar birer birer dökülürken "basit bir olay" gibi görülüyor, belki çoğumuzu hiç ilgilendirmiyordur. Bilim dilinde "absisyon" denen; bir yaprağın dalından kopup yere düşmesi, onun ilkbahardaki yeniden yaratılışı kadar ilmi ve harika bir olaydır. Bir yaprağın düşüşü şu şekilde gerçekleşir: Sonbahar geldiğinde büyümeyi teşvik edici hormonların miktarları yaprakta azalırken, engelleyici hormonların miktarları derece derece artar. Yapraktaki besin maddeleri yaprak sapından geçerek, bitkinin kök ve gövdesinde depolanırlar. Yaprakla, sapı arasında kopuşu hızlandırıcı bir tabaka oluşur. Ve yaprak küçük bir darbe ile dalından kopuverir. Ve ağacın yeniden dirilmek için ölümünü başlatır... Bir ayrılık şarkısı gibi, rüzgarın ellerinde süzülerek, toprağa düşer.
Bilimsel açıdan böyle bir olay olan bir yaprağın düşmesi hisleri kuvvetli bir insanda ayrılık timsali oluverir. Düşen bir yaprak eylül olur, sonbahar olur, ölüm olur. Ve unutulup giden aşkları, unutulup giden sevdaları ve belki de geri dönüşü olmayan kopuşları hatırlatır. Bu olaylar duygulu ve hissi insanların, gözyaşlarını döktürür yaprak yaprak. Bir yazarın kaleminde roman, bir yönetmenin kamerasında dizi film olur.
Hepimizin hayatında bir yaprak düşmesi vardır. Hepimiz yaprakların düşüşüne şahit olmuş ve bundan hüzünlenmişizdir.İnsan düşen yapraklara üzülse de farkında olmadan kendisi de bazen düşen bir yaprak olur.
Bir yaprak düşerken, adeta mükemmel bir dansçı edasıyla havada süzülür. Bir yaprak düşerken.. dinlemeye doyulmayacak bir şarkıdır. Bir yaprak düşereken.. destansı bir sahnedir. Bir yaprak düşerken; sonsuz bir gurbetin yalnızlığına düşmektedir. Bir yaprak düşerken; zahiren toprağa karışıp çürümeye giderken, başka bedenlerde hayat bulacaktır.. bir yaprak düşerken.. kalbimizle bağlandığımız sevgili, ebediyen gitmektedir. bir yaprak düşerken.. belki de umutlarımız toprağa düşmektedir. bir yaprak düşerken.. belki de, bütün varlıkların, birgün gelip, şu dünyadan, gideceklerini, kulağımıza açıkça fısıldamaktadır.
Düşen bir yaprak her zaman ayrılıklarımıza, sönen umutlarımıza, kıymet bilmezliklerimize sembol olmuştur. Ve bizi aydınlatan, duygularımıza tercüman olan felsefeciler, şairler, din adamları, belki de peygamberler bu düşen yaprağın insan kalbinde bıraktığı derin yara izlerini tedaviye çalışmışlardır. Ve insan bu olaydan, ruhunun ve kalbinin inceliği ve hassaslığı ölçüsünde etkilenmiştir.Bu ayrılışlar bizim gibi duyguları sönük insanlara bir şey hissettirmezken; şairlere, düşünürlere felsefecilere çok şey anlatıyor. Bir yaprak düşerken kalbiniz, Aşık Veysel gibi feryadını duyup iniledi mi bilmiyorum. Ama ister bir şair olsun, ister bir din felsefecisi, yazar, romancı bu onlar için çok şey ifade ediyor.
Mesela Bediüzzaman bir kitabında bahsettiğim konuyla alakalı olarak, , düşen bir yaprak için şu ifadeleri kulanıyor. "Karşımda güzel bahçelerde kesretli kavak ağaçları birer halka-i zikir tarzında gayet lâtif, tatlı bir surette hem kendileri, hem dalları, hem yaprakları, havanın dokunmasiyle cezbedârâne ve cazibekârane hareketle raksları, kardeşlerimin müfarakatlarından ve yalnız kaldığımdan hüzünlü ve gamlı kalbime ilişti. Birden güz ve kış mevsimi hâtıra geldi. ve bana bir gaflet bastı. Ben, o kemâl-i neş'e ile cilvelenen o nâzenin kavaklara ve zîhayatlara o kadar acıdım ki, gözlerim yaş ile doldu" .diyor. Yine Aşık veysel "Ulu bir ağaçtan bir yaprak düşse, o anda acısın duyar iniler" diye inliyor. Yıldırım Gürses bir şarkısında “yine yapraklar düşecek, giden gençliğimiz geri gelmeyecek” diyor. Suat Sayın “Düşen bir yaprak görürsen, beni hatırla demiştin” diye sevgiliye eylülde bir sitem gönderiyor. Ben bu sözü Bediüzzaman’ın bir kitabında gördüğüm gibi aşık veysel’in de bir türküsünde dinleyince; baktım ki; ikisi de düşen bir yaprak için duygulanıp bir teselli arıorlar. Biri düşen bir yaprağa bir anlam yükleyip ona sonsuz bir vazife vererek teselli buluyor. Diğeri onun acısını; ta yüreğinde hissediyor ve kalbi inlemesini sazının tellerinde türküleştiriyor. Düşündüm ki şairler de, din alimleri de, felsefeciler de müthiş bir duygu yoğunluğu var. Ve insan olarak derdimiz aynı, gözyaşlarımız aynı.
Sadece gözyaşlarını silen mendilleri, farklı eller tutuyor.